<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-1"?>

<!DOCTYPE rss PUBLIC "-//Netscape Communications//DTD RSS 0.91//EN"
 "http://my.netscape.com/publish/formats/rss-0.91.dtd">

<rss version="0.91">

<channel>
<title>|| FD || Islami Filmler | ilahiler | indir | islami &amp;amp; tasavvufi yazilar | hatim odasi ||</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com</link>
<description>Fatih Dernegi</description>
<language>en-us</language>

<item>
<title>Mostar Köprüsü</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=60</link>
<description> MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF
ALPERENGÜRBÜZER


  Mostar ismini andığımızda hep heyacanlanırız , özellikle Doğudan batıya 
doğru yayılan ışığı hatırlatan köprüsü ile ruhumuzu ötelere taşır. İlk ışık 
Mekkede doğdu, o ışık önce Allah Rasulünün elinde Medine’ye , Hülafai 
Raşidinle ötelere taşındı. Avrupa’nın ötesinde tüm haşmetiyle karşımızda 
duran Mostar Köprüsü’nün ilk projesinin izlerini Mimar Sinanın 
Talebelerinden Mimar Hayreddin’in  8-10 yaşlarında çocuk yaşta 
arkadaşlarıyla yüzerken karşı tarafa yüzerek geçmek isterlerken, arkadaşının 
biri akıntıya  kapılıp aşağılara kadar sürüklendiğini hüzün gözlerle 
seyrederken kendi kendine and içiyor: Ben büyüyünce buraya köprü inşa 
edeceğim’’ sözleriyle kendine hedef belirlemesinde görüyoruz. Bu hedef 
doğrultusunda İstanbul’a gelir ve uzun bir eğitim sonrasında  Mimar olur. 
Böylece küçük yaşta hayal ettiği Mostar Köprüsü hayal olmaktan çıkarıp, 
gerçeğe dönüştürerek sözünü yerine getirmeyi başarır..Osmanlı yaptığı her 
eserde bir , iki , üç ve beş gibi  anlam içeren kilit taşları kullanmış. 
Mostar Köprüsünde de bir kilit taşı yerleştirilmiş. Burada ki bir kilit taşı 
  tevhidi simgelemektedir. Avrupa  tevhidi simgeleyen bu kilit karşısında 
durdukça gözünü Mostar köprüsüne dikmiş, onlarda adeta bu kilit taşını hedef 
alırcasına köprüyü yıkmayı hedef edinmişler. Nitekim de 9 Kasım 1993’te  
Hırvat topçusunun  ateşiyle tarihi Mostar Köprüsü yıkılmıştır. Mostarı bu 
anlamda topa tutarak amaçlarına ulaşacaklarını sanmışlardı. Oysa biz tarihte 
zulüm yapmadığımız gibi, her ırktan, her dinden ve her çeşit insana adil 
davranmış ve geniş özgürlükler tanımıştık. Bugün bile Foynica şehrindeki 
Fransiskon Kilisesi’nin duvarında 526 yıldır asılı duran, 1478 tarihli Fatih 
Sultan Mehmed Han’ın ;  ‘’ Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan 
ediyorum ki; Bosnalı rahipler ve kiliseleri ve her din ve her milletten 
herkes himayem altındadır… Emrediyorum ki hiç kimse (bende dahil) bu 
insanların özgürlüklerini sınırlamayacak ve onlara zarar vermeyecektir..’’ 
yazılı fermanı adil davranışımızın en iyi göstergesidir.
        Osmanlı’dan önce Balkanlara ilk gelen gönül ereni  Sarı Saltuk’tur. 
Sarı Saltuk’un attığı ilk nüve ile ardından diğer gönül Sultanlarının 
gelmesine vesile oldu. Bektaşi dervişi olan  Sarı Saltuk’un Balkanların 
çeşitli yerlerinde tıpkı bizim Yunus gibi Saltuk türbeleri vardır. 
Nakşilerde üç dalga halinde buralara gelerek toplumsal aydınlanma görevi 
yapmışlar;  ilk öncü  olarakUbeydullah Ahrar (k.s)  ve Abdullah İlahi 
Hz.leriYunanistan’da,   ikinci dalga olarak Şeyh Lutfullah Üsküpte,  üçüncü 
dalga olarak da Şemsi Dede ve Ayni Dede ise Fatih’in ordusuyla Bosna’ya 
gelerek irşad etmişler. Aslında bir asıra yakın zaman diliminde  Nakşiler 
Halveti tarikat-ı  aliyyenin gölgesinde kalmışlar, daha sonraları yani 18. 
yüzyılın sonlarına doğru doruk noktaya ulaşmışlardır. Foynitsa’da temel dini 
eğitimini aldıktan sonra Hocasının işaretiyle Hüseyin Baba Zukiç  sırasıyla; 
Konya, Semerkand v e Buhara’ya gelerek tasavvufu öğrenmiş, daha sonra da 
Bosna’ya dönerek Vukelyiçi’de Nakşibendi Tekkesini açmıştır. Böylece 
Bosna’nın Hüseyin Babası olmuştur.
     17.yüzyılın başlarında Mevlevi ve Kadiri Tarikatı Balkanlara gelir, 
zaman içerisinde güçlenerek tekkeler kurmuşlardır. Hacı Bayram veli’nin 
sofileride gelmişler ve tekke kurup toplumsal aydınlanmaya hizmet etmişler.  
Rufailer de öyle, onlar da iki koldan dal budak salarak Bedevi ve Şazeli 
tarikatı olarak özellikle Saraybosna’da yerini almışlardır,  fakat zamanla 
nisbetleri yok olmuştur.
      Nezaman ki Osmanlı Balkanlardan gerileyince Tarikatlerde etkisini 
yitirerek güç kaybına uğradılar. Hele hele Yugoslavya’da kominizmin 
nüksetmesiyle tekkeler resmi olarak kapılarına kilit vuruldu. Ancak 1970 
yılında yeniden nefes alabilmişler ve 1974 yılında da tarikatlar bir araya 
gelerek Tarikatlar Birliği adında entegresyona giderek yeniden toplumsal 
aydınlanmaya yönelik faaliyetler içerisine geçebilmişlerdir. Böylece 1980 
yılına kadar tasavvuf Bosna kültüründeki yeri tekrar önem kazandı. Sırpların 
1991-1995 yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde giriştikleri katliamda 
Tasavvuf Erbablarının direnişi  ve mücadelesi tarihte yerini alacak 
türdendir. O’nlar Bosna-Hersek savaşında canları pahasına kahramanca 
savundular, yılmadılar usanmadılar ve ellerinden gelen hernevarsa ortaya 
koydular.
      Dün tasvvufun gönül erleri Balkanları  nasılaydınlattılarsa,  bugünde  
Avrupanın ortasında Müslüman ülke olan Bosna Hersek  aynı ruhla hale dipdiri 
ve tertemiz olarak güneş gibi duruyor. O ışık orda durduğu sürece belliki 
boş durmayacaklar. İnanmışlar, Allah nurunu tamamlayacak, Balkanlardanda 
öteye taşacak bu nur. Ne kadar engellemeye kalkışsalar da güneş balçıkla 
sıvanmaz.

</description>
</item>

<item>
<title>H.Bektaş Veli</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=59</link>
<description>HÜNKAR HACI BEKTAŞI VELİ


ALPEREN GÜRBÜZER

Hacı Bektaşı Veli Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi’nin Halifelerinden Lokman Horasani’nin yetiştirdiği büyük bir veli. Yani Lokman parende’den feyiz almıştır. Bektaşilik,  Hz. Ali (k.v)’in esasları ağırlıktadır. Selçuklu döneminin parlak devirlerinden sonra 13. asırda başlayan Moğol kasırgası, ister istemez  Orta Asya, Irak-Suriye ve Anadolu üçgeni arasında yaşayan insanların tasavvuf ehlinin sevgi kucağına itmiştir. Hacı Bektaşi veli’nin Anadolu’ya  ayak basması  Arabistan, İran, Irak ve Suriye’yi dolaştıktan sonra 1270 yıllarına tekabül eder. Kızılırmak’ın güneyinde Kapadokya denilen yer altı şehrinde 3600 kilisenin varlığı tespit edilmiştir. Adeta Hiristiyanlığın misyoner merkezi haline gelen Kapadokya’nın gücünü kırmak için yedi hanelik bir köy oluşmasını sağlayan Hacı Bektaş_ı Velidir. Hünkar  Veli, Türkmenlerinde desteğini alarak  burasını ön karargah olarak kullanıp, Anadolu’yu karış karış dolaşarak yeniden diriliş muştusunu veriyor.  Dergahında yetişen Türkmen erenleri Anadolu’ya gönderiliyor,  böylece yeni irşad halkalarının oluşmasını sağlıyor. Mesela Abdal Musa’yı Elmalı’ya, Tabduk’u  Manisa’ya,  Koca Ahmed’i İstanbul’a göndererek irşad alanını genişletmiştir.
Bugün Amasya’nın Suluca ve karahöyük Hacı Bektaşı Veli ismi ile anılır. Hünkar, Çilehanesinde halkta şunu gözlemliyor; halk Hac vecibesini ekonomik nedenlerden yerine getirememektedir. Bu yüzden bu maksatla Çilehane tepesini kuruyor. Orada bir mağara var, su çıkıyor ve insanlar üç defa yada kırk defa gelip yıkanarak Hac sevabına nail olacağına inanıyor.Orası Hacca gidemeyenler için teselli mahiyetinde de olsa, Hac sevabına erişmek gibi algılanır. Çünkü Hünkar Hacı Bektaşı Veli bakın ne diyor;
Hararet nardadır sacta değil
Keramet baştadır taçda değil
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs’te , Mekke’de, Hac da değil.
İşte bu sözleriyle ruhlara terennüm ediyor,  fakat bu dizelerde Çilehane tepesinin Hacca alternatif olarak anlamı çıkarılmamalıdır. Sadece Hacca gitmiş gibi olarak düşünülmelidir.
Hünkar Hacı Bektaşı Veli’nin Ünlü Makalat adlı eseri bir ışıktır. O’nun gerçek yolunu çizdiği rotayı bu eserde bulmak mümkün. Özetle bu eserde;  Allah’a ulaşmak için Şeriat(İslam’ın zahiri kaideleri),  Tarikat(İslam’ın iç ve deruni yönü),  Marifet ve Hakikat aşamalarından geçmekle mümkün olacağını vurgular. Vuslat bu dört unsurun bir araya gelmesiyle olur. Nezaman ki, Makalat eserinin mana ve ruhundan sapmalar başladı hem Yeniçerilik,  hemde Bektaşilik yolunda aşınmalar başladı.  Hatta İslam’la bağdaşmayan bozuk birtakım kollar türeyerek bugünkü noktaya geldi. İslam’da olmayanlar Hünkar Hacı Bektaşi Veliye mal edilmeye çalışıldı. Bünyeye mikrop girmeye dursun, önce Yeniçeri ocağında çöküş başladı,  ardından da  Bektaşilik anlayışında çürüme nüksetti.
Tarih 1326,  Birgün Suluca Karahöyük Bucağının baktığı ovada bir toz bulutu Dergaha ilerliyor, yaklaştıkça 40-50 atlı ve başlarında sultan Orhan Gazi gözüktü.  Sultan Orhan Gazi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin elini öptü, göz göze geldiler , derin  ve içten konuşma başladı aralarında:
_Bu uzun yoldan devletimize ve ordumuza dua etmenizi dilemek için geldim. Yanımada da yeni teşkil ettiğimiz askerlerden birkaçını aldım.
Hacı Bektaşı Veli;
_Dualarım sizinle, göreyim, beraberinde getirdiğin yeni askerleri.
Askerler bu sözler üzerine Şeyh ile Sultanı karşısında saf bağladılar.
Şeyh:
_Maşallah Ne güzel, ne civan kişiler, isimleri Yeniçeri olsun, kendileri daima düşmana karşı Allah galip eylesin..
Böylece Yeniçeri böyle kuruldu ve ruhunu Bektaşı Ocağından alarak Osmanlıyı zaferden zafere taşıdılar. Maalesef  ilk bozuluş   Fatih Sultan Mehmed zamanında alarm vermiş ve Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar etkisini göstermiştir.  Necip Fazıl;  ‘’Bektaşilik evvela din aydınlatıcısı, peşindende Şeriat karartıcısı haline dönüşmüştür.’’ Sözleriyle Bektaşiliğin tarihi sürecini çok güzel veciz sözle özetlemiştir.
Tasavvuf Kültürünün öncülerinden biri de Hiç şüphesiz Hünkar Hacı Bektaşı Velidir. O; Orta Asya Kültürünü oluşturan  Horasan Erenlerinin  elinden yoğrularak Anadolu ve Balkanlara kadar uzanan Halkanın mimarlarıarasına girerek  irşad etme  şerefini  kazanan zattır. her ne kadar O’nun öğretilerini bozmuş şekilde aktaranlar olsada  Makalat adlı eseri yok edilmediği müddetçe , Onun çizdiği yola gölge olamayacaklardır. Bu böyle biline. Vesselam.
</description>
</item>

<item>
<title>A.I.Begoviç</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=58</link>
<description>ALİYA İZZET BEGOVİÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALPEREN GÜRBÜZER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Dile kolay tam yetmiş sekizyıl yaşadı, 2003 yılında vefat etti. Daha &lt;br /&gt;küçük yaşta ticaretle uğraşan babasını kaybetti. En büyük teselli kaynağı &lt;br /&gt;biricik  dindar annesi idi. İlk eğitim anne şefkati ve onun dini &lt;br /&gt;öğretileriyle başladı. Onun için annesine bu yönden çok şey borçlu. 1943 &lt;br /&gt;yılında liseyi, 1956’da Hukuk fakültesini bitirdi. Aliya İzzet Begoviç  &lt;br /&gt;hiçbirzaman avukatlıkla uğraşmadı, bir inşaat firmasında hukukçu olarak &lt;br /&gt;görev yaptı.&lt;br /&gt;     Gençliği buram buram idealist aktivitelerle geçti. Genç yaşta Mladi &lt;br /&gt;Müslimani ( Genç Müslümanlar) teşkilatına üye oldu. Üç evlatının baş &lt;br /&gt;harfleri olan ( Leyla, Sabina, Bakir) LSB kod adıyla yazılar yazdı.  Derken &lt;br /&gt;kominizmin 1946 yılında iktidara gelmesiyle gençliğindeki faaliyetleri &lt;br /&gt;bahane edilerek kendisi ve onunla birlikte 2000’ ini aşkın dava arkadaşları &lt;br /&gt;tutuklanarak Bosna –Sirbistan ormanlarında çalıştırıldılar. Tutukluğunun &lt;br /&gt;ardından  yine boş durmadı, ‘’Doğu Ve İslam’’ eserini yayınlayacak sponsor &lt;br /&gt;bulmasıyla tekrar tutuklandı. Bu sefer ki tutukluluk dünya gündemine &lt;br /&gt;oturacak şu meşhur 1983 yılı davası olarak adlandırılan aralarında yirmi &lt;br /&gt;entelektüelinde bulunduğu ve birçok gazetelerde başsayfa haber yapılan &lt;br /&gt;nitelikte idi.   Bu davada  haklarında Müslüman olmayanları temizlemeleri &lt;br /&gt;iddiasıyla yargılandılar, 12 seneliğini onunla birlikte 20 aydın tutuklandı. &lt;br /&gt;Bilge Kral Aliye İzzet Begoviç Foça cezaevinde altı yıl yattı. Kominizm &lt;br /&gt;bütün dünyada etkisini yitirmeye başlayınca erken tahliye olma şansını &lt;br /&gt;yakaladı. Yinede İkinci Dünya savşının sonkalıntısı Tito’nun varlığı  dinin &lt;br /&gt;yaşanmasına engel teşkil ediyordu. Öyle ki Tito’nun gizli hafiyeleri Mladi &lt;br /&gt;Müslüman  teşkilatının genç üyelerini takibe almıştı, heran faaliyetleri &lt;br /&gt;izleniyordu. Hatta Boşnak’arın Kabe’yi ziyaret etmelerine bile izin &lt;br /&gt;verilmiyordu.&lt;br /&gt;       Bütün bu olumsuzluklara rağmen bilge Kral yılmadı, usanmadı , sürekli &lt;br /&gt;yazılar yazmaya devam edip; ‘’ Her Şey Allah’ın elindedir.’’ derdi. &lt;br /&gt;Hapishane arkadaşlarını toplayıp Demokratik Eylem Partisini (SDA) kurdu ve  &lt;br /&gt;başkanlığına getirildi. Parlemanto da   konuşmasına &lt;br /&gt;‘’Bismillahirrahmanirrahim’’ yani besmele çekerek başlaması Müslümanların &lt;br /&gt;gönlünde yankılandı, diğerlerince şaşkınlık oluşturdu. Sırp Lideri  &lt;br /&gt;Miloseviç gelişmelerden rahatsız olarak savaşla tehdit etmeye başladı. &lt;br /&gt;Yugoslavya Cumhuriyetinin liderler toplantısında en barışçı yanıyla  Aliya &lt;br /&gt;İzzet Begoviç dikkat çekmesine rağmen yinede Miloseviç rahat durmadı. Bu &lt;br /&gt;toplantıdan birsüre sonra  Slovenya ve Hirvatistan Yugoslavya’dan ayrılarak &lt;br /&gt;bağımsızlıklarını ilan ettiler.&lt;br /&gt;         1990 yılında Bilge Kral seçimden başarılı çıkınca Bosna Hersek &lt;br /&gt;Cumhuriyetinin Başkanı seçildi. Biryandan da halkının savunmasız olması &lt;br /&gt;gerçeğinden hareketle gizli gizli askeri gruplar oluşturdu. Çünkü hergeçen &lt;br /&gt;gün baskılar daha da artıyordu. Ki  baskıların yansıması  SDA’nın 1991 &lt;br /&gt;kongresinde Aliya İzzet Begoviç’in konuşmasınada yansıdı. Konuşmasın da: ‘’ &lt;br /&gt;Yemin ederim ki köle olmayacağız’’  sözleriyle tehditlere karşı bir iman &lt;br /&gt;abidesi örneği sergiledi. Tavrı; cesurca yürekvardı.  Bu çıkışının ardından &lt;br /&gt;Bosna’nın bağımsızlığını ilan etti. Halkın oyuna sunarak %64 çoğunlukla &lt;br /&gt;Bosna Hersek’in bağımsızlığını onaylatmış oldu. Onaylattı onaylatmasına ama &lt;br /&gt;Sırplar karara karşı halkın üzerine çocuk yaşlı demeden dünyanın gözü önünde &lt;br /&gt;bomba yağdırdı. Sırp Kuşatmasında kaçamayanlar esir kamplarına götürüldüler. &lt;br /&gt;Savaş sürecinde Aliya İzzetBegoviç metanetini korudu , biryandanda barış &lt;br /&gt;girişimlerini başlattı. Kolay değil tam dört yıl boyunca Bosna halkı aç, &lt;br /&gt;susuz ve elektriksiz vaziyette perişan kaldılar. Tüm dünya bu olayı birsüre &lt;br /&gt;sessiz kaldı. Bu görüşmelerinin birisinde Dayton’da yapıldı. Dayton &lt;br /&gt;anlaşması her ne kadar olumsuz yönleri olmasına rağmen sonuçları itibariyle &lt;br /&gt;politik başarı bakımdan meyvelerini verdi. Nitekim Bosna Hersek’in sınırları &lt;br /&gt;korunmuş oldu, bu sayede Bosna Hersek hala varlığını sürdürüyor.&lt;br /&gt;          7 Eylül 1993 yılında tekrar Başkanlığı kazanan Aliya İzzetBegoviç &lt;br /&gt;ardından Hac vazifesi için Kutsal Toprakları ziyaret etti.&lt;br /&gt;            Bilge Kral’ın hayatı hep mücadele ile geçti, bu sefer hasta &lt;br /&gt;yatağında ve insanlar Kosevo Hastanesinde gelecek haberi beklerken &lt;br /&gt;biryandanda nereye defnedileceği hususunu tartışıyordu. Halk Begova  &lt;br /&gt;Camisinin haremini düşünürken içerden gelen ses;  Beni şehitlerin yanına &lt;br /&gt;defnedin vasiyeti idi. O çok sevdiği  ve özlediği şehit düşen dava &lt;br /&gt;arkadaşlarının gömüldüğü Kovaçi Mezarlığına uğurlandı. Bilge Kral Başbakan &lt;br /&gt;olduğunda ilk ziyareti Türkiye’ye yapmış, Hastahane’ye kabul ettiği son &lt;br /&gt;devlet adamı Tayyip Erdoğan’ın olması manidardır. Kabrine Türkiye’den Fatih &lt;br /&gt;Sultan Mehmed’in kabrinden alınan toprağın  serpilişi de birbaşka &lt;br /&gt;güzellikti. O’da uzunbir soluktan sonra ruhunu Allah’a teslim etti , çok &lt;br /&gt;sevdiği halkını Yüce Yaratan’a amanet ederek gözlerini yumdu. Ruhu şad &lt;br /&gt;olsun.&lt;br /&gt;</description>
</item>

<item>
<title>MEVLANA</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=56</link>
<description></description>
</item>

<item>
<title>Ah-i Evran</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=55</link>
<description>      AH-İ EVRAN&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt; &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;ALPEREN GÜRBÜZER&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt; &lt;div&gt;   İran’ın Batı Azerbaycan  kasabasında 1171(H.567)  yılında dünyaya gelen Ah-i Evran’ın  yetişmesinde Fahreddin Razi ve Hace Ahmed Yesevi’nin talebelerinin çok büyük katkıları vardır. O’nların bereketiyle yüksek makamlara ulaştı. Hatta Şihabüddin- i  Sühreverdi gİbi  büyük bir alimin sohbetlerinde de bulundu. Bir Hac yolculuğunda da Evhadüddin Hamid kirmani (Kezmani) ile tanışıp vefatına kadar O’nun terbiyesi dairesinden ayrılmadı.      Konya’da Sadreddin-i Konevi’nin babası Mecdüddin İshak’ın daveti üzerine Muhyiddin Arabi ve Şeyh Evhadüddin ile birlikte Anadolu’ya gelir. Burada Şeyhi  Kezmani’nin kızı olan Fatıma Bacı ile evlenir. Şeyhi ile birlikte Anadolu’yu karış karış gezerek, özellikle vaazlarını esnafa yönelik yaparak dünya ve ahiret işlerini tebliğ eder. Böylece tasavvuf yolunda manevi mertebeler kat ederek Şeyhinin vefatından sonra da irşad  görevini  daha da hızlandırarak, yaklaşan Moğol kasırgasına karşı halkın bilİnçlenmesini sağladı. Bununla yetinmedi, esnafın gönlünü kazanarak şehir ve kasabalarda milis kuvvetleri oluşturdu. Kurduğu teşkilatlar sayesinde  aç’a aş , açığ’a bez verme anlayışıyla halkın önce güvenin elde etti , ardından da Moğollara karşı kahramanca mücadele edebilecek halk doğdu.  Nitekim de büyük mücadele örneği sergilediler.  Bir bahaneyle gittikçe çoğalan nüfuzundan rahatsız olanlar şikayet etmeleri üzerine Ahi Evran beş yıl tutuklanarak hapiste yatar.. Bu sırada fırsatı ganimet bilen Moğollar Kayseri’yi kuşatma altına alırlar. Kuşatılan halkın bir kısmı esir bir kısma da esir düşer,  esirler arasında Ahi Evran’ın hanımı Fatıma Bacı’da vardır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Ahiler Moğollara karşı mücadeleden yılmadılar, zaman zaman gerilla türü savaş diyebileceğimiz taktikle savaştılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;       Ah-i Evran’ın beş yıl tutukluğunun ardından Denizli’ye gider ve ardından Sadreddin Konevi’nin isteği üzerine Konya’ya dönerek irşadla meşgul olur. Konya’da Şemsi Tebrizi’nin şehid edilmesi olayından sonra Kırşehir’e (Gülşehri) yerleşti. Çevresinde pek çok kimse toplandı. Herkesin korkarak kaçıştığı Evran isimli büyükçe bir yılanın kendisine itaat etmesini görenler Ahi şeyhine yılanın kardeşi anlamına gelen Evran , İslamiyete yaptıkları hizmetlerinden dolayıda Nasıruddin lakabı verildi. Ama Ahi Şeyhi daha çok Ahi Evran olarak anılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;        Moğollar, sevenlerin çığ gibi büyümesinden endişe ederek Kırşehir Emir’ine baskı yaparak ortadan vücudunun kaldırılmasını isterler. Nihayet baskıların ardı sırası kesilmeyince de  1262 (H.660) yılında Kırşehir de şehid edilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;         Ahi Evran’ın Hanımı Fatıma Bacı’nın yetiştirdiği bacılarda Söğüt cıvarında Kayı Boyundan gelen Ertuğrul Gazi’nin açtığı sancağın etrafında oluşan uçbeylerine  Ahilerle birlikte katılarak ümit kaleleri oldular. Öyle ki zaman içerisinde Ahi Şeyhi olan Şeyh Edebali ile Osman Gazi arasında akrabalık da tesis edilerek Osmanlı ile bağlarını daha da geliştirdiler. Hatta Doğudan gelerek Osmanlılara katılan Türkmenleri terbiye ederek Osmanlınıngücünü artırdılar. Hele hele Fatma Bacı’nın yetiştirdiği bacılarda Bacıyan-ı Rum olma özelliği ile tıpkı diğer Ahiyan-ı Rum ve Gaziyan-ı Rum     teşkilatları gibi fonksiyonel nitelik kazandılar. Ahi teşkilatına girebilmek için ilimle sanatla meşgul olamak  gerektiği gibi , birtakım kaide ve kurullara da uymak zorunluluğu vardır. Yani alçak gönüllü, fakirleri seven, beylerin ve zenginlerin kapısına gitmememe gibi bir dizi kurallara riayet şart. Bir Ahi’nin üç şeyi açık olmalı; eli açık, sofrası açık ve kapısı açık (misafirperver) olmalı.  Yine Bir Ahi’ni üç şeyi de kapalı olmalı; gözü kapalı, dili bağlı, beline sahip olan olmalı.. Adeta Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin Sözlerini hatırlatan davranış; eline , diline ve beline sahip ol düsturu… Osmanlılar Ahi Evran’ın torunlarına hizmetlerine karşılık onların tarih sahnesinde mümtaz yerini alacak şekilde faaliyetlerinin devamını sağladı. Ahi teşkilatları toplumu aydınlatan ruh sayesinde, Fatih tebdili kıyafet eyleyüp esnafı denetlediğin de , esnaflardan biri; efendim ilk siftahı yaptım , diğer alışverişleride yan komşumdan yap demesi padişahı sevindirmiştir. Fatih Sultan Mehmed Allah’ a  şükreder, böyle reayam olduğu sürece devlet ilelebet payidar olcak der. Kelimenin tam anlamıyla Ahiler Osmanlı’nın  Kuruluşunda  maya oldular, aynı zamanda zaman zaman Ahilere padişahların bir kısmı Pirlik yapmışlar ve onların öncüsü durumuna geçmişlerdir.  Osmanlı kuvvetlenip Anadolu’ya hakim olduktan sonra Ahiler’in siyasi faaliyetlerine sonverip esnaf loncaları şeklini alır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;   Velhasıl  Afrika’dan gelerek 14. yüzyıl ortalarında dolaşan İbn-i Batuta seyahatnamesinde:’’ Ahi; kardeş, Ahilikde kardeşlik demektir. Bunlar sanat sahibi kimseler olup dünyanın hiçbir yerinde benzerlerine rastlamak mümkün değildir’’  sözlerini söyleyerek Ahiliğin güçlü bir sivil toplum örgütü olduğunu vurgulamıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;</description>
</item>

<item>
<title>PİR-İ TÜRKİSTAN HACE AHMED YESEVİ</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=54</link>
<description>PİR-İ T&amp;Uuml;RKİSTAN AHMET YESEVİ&lt;br /&gt;ALPEREN G&amp;Uuml;RB&amp;Uuml;ZER&lt;br /&gt;Babası&amp;nbsp; Hace İbrahim&amp;rsquo;dir, annesi Aişe Hatundur. Yesi&amp;rsquo;de doğdu. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k yaşta annesini, yedi yaşında iken babasını kaybetti ve ablası Gevher Şehnaz&amp;rsquo;ın yanında yetim olarak b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;. Ta, &amp;nbsp;&amp;ccedil;ocukluk &amp;ccedil;ağında ileride b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir zat olacak davranışlarıyla dikkat &amp;ccedil;ekti. T&amp;uuml;rkistan H&amp;uuml;k&amp;uuml;mdarlarından Yesevi , &amp;uuml;lkesindeki kuraklığın sona ermesi i&amp;ccedil;in&amp;nbsp; b&amp;uuml;t&amp;uuml;n alimleri toplayıp dua da bulunmalarını ister ama netice vermez.&amp;nbsp; Araştırır, acaba aramıza katılmayan mı oldu? Sonunda &amp;ccedil;ocuk yaşta&amp;nbsp; Ahmed&amp;rsquo;in &amp;ccedil;ağrılmadığı anlaşılınca haber salınır gelsin diye. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k Ahmed bu durumu ablasına danışınca, ablası: &amp;lsquo;&amp;rsquo; babamızın vasiyeti gereği senin tanınma zamanının gelip gelmediğini, babamızın merkadı i&amp;ccedil;inde bulunan ekmek sofrası tayin edecek. Eğer&amp;nbsp; sen o sofrayı a&amp;ccedil;abilirsen tanıma zamanın gelmiştir, var git &amp;lsquo;&amp;rsquo; der. Hace Ahmed denileni yapar sofrayı bulup a&amp;ccedil;ar ve bir miktarda sofrada bulunan ekmek par&amp;ccedil;asını alarak H&amp;uuml;k&amp;uuml;mdarın huzurunda bulunan alimlere fatiha okutarak herkese ikram eder. Sonra babasından kalma hırkaya b&amp;uuml;r&amp;uuml;nerek dua da bulunur.. Birazdan g&amp;ouml;ky&amp;uuml;z&amp;uuml;nde başlayan sağanak yağmur bardaktan boşalırcasına boşalınca Hace ahmed hırkasından başını &amp;ccedil;ıkarınca yağmur dinmeye başlar.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; H&amp;uuml;k&amp;uuml;mdar bu seferde Hace Ahmed&amp;rsquo;den kendi isminin&amp;nbsp; kıyamete kadar baki kalması i&amp;ccedil;in dua ister. Hace Ahmed&amp;nbsp; bunun &amp;uuml;zerine ş&amp;ouml;yle dua eder: &amp;lsquo;&amp;rsquo; Alemde her kim bizi severse, senin adınla bizi yad eylesin&amp;rsquo;&amp;rsquo; dedi. İşte o g&amp;uuml;n bug&amp;uuml;n Hace Ahmed, &amp;nbsp;&amp;nbsp;H&amp;uuml;k&amp;uuml;mdarın ismiyle birlikte anılır. O artık Pir_i T&amp;uuml;rkistan Ahmet Yesevi&amp;rsquo;dir. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ahmet Yesevi aynı zamanda Baba Arslan&amp;rsquo;ın talebesi idi. Baba Arslan&amp;rsquo;ın vefatıyla O&amp;rsquo;nun işaret ettiği yer olan Buhara&amp;rsquo;ya gitti. Buhara&amp;rsquo;da Yusuf Hamedani&amp;rsquo;den manevi ilimleri tahsil ederek Halifelik alır. Yusuf Hameda&amp;rsquo;nın vefatıyla orda bir s&amp;uuml;re talebe yetiştirdikten sonra talebelerini Abd&amp;uuml;l Halık_ıl &amp;nbsp;G&amp;uuml;cd&amp;uuml;vani&amp;rsquo;ye &amp;nbsp;teslim ederek Yesi&amp;rsquo;ye d&amp;ouml;ner. &amp;nbsp;D&amp;ouml;n&amp;uuml;ş O&amp;rsquo;nun i&amp;ccedil;in&amp;nbsp; bir t&amp;uuml;r a&amp;ccedil;ılış oldu. Kısa zamanda T&amp;uuml;rkistan, Mavera&amp;uuml;nnehir, Horasan ve Harezm&amp;rsquo; e ışığı yayıldı ve irşadı b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;. Kısa zama ayırdığı vakitlerde ihtiyacını karşılamak i&amp;ccedil;in kendi eliyle yapmış olduğu kaşık ve kep&amp;ccedil;eleri heybeye koyar satması i&amp;ccedil;in &amp;ouml;k&amp;uuml;z&amp;uuml; uğurlardı.. &amp;Ouml;k&amp;uuml;z sattığı kaşık ve kep&amp;ccedil;eleri&amp;nbsp; &amp;uuml;cretini heybeye koymadık&amp;ccedil;a&amp;nbsp; o kimsenin yanından ayrılmazdı ya da peşini bırakmazdı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Pir-i T&amp;uuml;rkistan Ahmed Yesevi&amp;rsquo;nin sofilerinin sayısı y&amp;uuml;zbine yaklaşınca&amp;nbsp; &amp;ccedil;ekemeyenler meclisine &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml;z kadınların geldiğinin&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; yaygarısını &amp;nbsp;yaydılar.Bunu duyan&amp;nbsp; makam sahipleri araştırır&amp;nbsp; v e yalan olduğu anlaşılır. Hace&amp;nbsp; Ahmed Yesevi&amp;nbsp; iftira edenlerin meclisine gelir, elinde ağzı m&amp;uuml;h&amp;uuml;rl&amp;uuml; bir kutuyu kim almak ister, ona teslim edeceğim der.Hi&amp;ccedil; kimse &amp;ccedil;ıkmadı , o sırada talebesi Hakim Ata ileri &amp;ccedil;ıkınca kutuyu ona teslim ederek Horasan ve Mavera&amp;uuml;nnehir&amp;rsquo; e g&amp;ouml;t&amp;uuml;rmesini emretti.&amp;nbsp; Denilen yere kutu geldiğinde herkes kutunun i&amp;ccedil;inde ne olduğunu merak etti. Alimler ve iftira edenler geldi, kutu a&amp;ccedil;ılınca g&amp;ouml;zlerine inanamadılar, dona kaldılar. Kutunu i&amp;ccedil;erisinde bir miktar ateş ve bir miktarda pamuk vardı, ateş kıpkırmızı duruyor fakat pamuk yanmıyordu. Burada verilen mesaj; &amp;nbsp;pamuk beyaz leke kabul etmez, ateş ise iftira edenleri temsil eder, ateş saf olanı nasıl yaksin ki.. Tevbe edenler oldu, &amp;ouml;z&amp;uuml;r dilediler ve bir &amp;ccedil;oğuda sofi oldu.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Merv şehrinde Mervezi namında bir alim vardı. G&amp;uuml;ya Hace Ahmed Yesevi&amp;rsquo; yi imtihan etmek i&amp;ccedil;in&amp;nbsp; zihninde belirlediği &amp;uuml;&amp;ccedil;bin meseleyi sorarak k&amp;ouml;şeye sıkıştırmak amacıyla maiyetiyle birlikte yola &amp;ccedil;ıkar. Ahmed Yesevi&amp;nbsp; Allah&amp;rsquo;ın izniyle geliş gayesini anlayınca&amp;nbsp; halifelerinden Muhammed Danışmend&amp;rsquo;e&amp;nbsp; Merveze&amp;rsquo;nin hafızasında ki &amp;uuml;&amp;ccedil;bin meseleden bin meseleyi silmesini s&amp;ouml;yledi ve&amp;nbsp; silindi. &amp;nbsp;Sonra d&amp;ouml;n&amp;uuml;p diğer talebisi olan Hakim Ata&amp;rsquo;ya aynısını s&amp;ouml;yledi, O&amp;rsquo;da bin meseleyi hafızasında silnce geriye bin mesele kalmış oldu.. Derken Mervezi&amp;nbsp; Yesi&amp;rsquo;ye vardı, &amp;nbsp;huzura alındı. &amp;nbsp;Mervezi Hace Ahmed Yesevi&amp;rsquo;ye; Allah-&amp;uuml; Teala&amp;rsquo;nın kullarını doğru yoldan ayıran senmisin&amp;rsquo;&amp;rsquo;&amp;nbsp; dedi. Pir-i T&amp;uuml;rkistan soğukkanlı birşekilde; Hele &amp;nbsp;bir sakin ol, &amp;uuml;&amp;ccedil;g&amp;uuml;n misafirimiz ol, sonra g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;z dedi.. &amp;Uuml;&amp;ccedil;g&amp;uuml;n sonra k&amp;uuml;rsi kuruldu, Mervezi K&amp;uuml;rs&amp;uuml;ye &amp;ccedil;ıktı. Hakim Ata Şeyhinin emriyle geriye kalan bin meseleyi de hafızasından sildi, bir şeyler konuşmak istedi &amp;nbsp;birt&amp;uuml;rl&amp;uuml; s&amp;ouml;ze başlayamadı.. Evraklarını &amp;nbsp;yokladı,okumak istedi fakat yazılarının silindiğini g&amp;ouml;rd&amp;uuml;,sahifeler bembeyaz idi. Bu durum &amp;uuml;zere teslim olmak zorurda kalıp tevbe eyledi, Yeside manevi eğitimden ge&amp;ccedil;erek zaman i&amp;ccedil;erisinde irşad i&amp;ccedil;in Pir-i T&amp;uuml;rkistan O&amp;rsquo;nu Horasan&amp;rsquo;a g&amp;ouml;nderdi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Pir-i T&amp;uuml;rkistan&amp;rsquo; ın varlığından rahatsız olan Yesi Şehrine yakın ahalisinin &amp;ccedil;oğu Hiristiyan olan Sabran (Savran, Suri) &amp;nbsp;adlı bir kasaba vardı. Pusu kurdular iftira etmek i&amp;ccedil;in. &amp;nbsp;Bir g&amp;uuml;n bir sığırı par&amp;ccedil;alayıp gece gizlice Pir- i T&amp;uuml;rkistan&amp;rsquo;ın Hanekahına (Tekke)&amp;nbsp; bıraktılar. Sabah olduğun da dergah &amp;ouml;n&amp;uuml;nde biriktiler ve&amp;nbsp; sığırı aramak bahanesiyle i&amp;ccedil;eri girmek istediler.Pir-i T&amp;uuml;rkistan da girin dedi ama &amp;ccedil;ok &amp;uuml;z&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş olsa gerek ki ; &amp;lsquo;&amp;rsquo; Girin k&amp;ouml;pekler, girin itler&amp;rsquo;&amp;rsquo; demek zorunda kaldı. &amp;nbsp;Bu s&amp;ouml;z&amp;uuml; &amp;uuml;zerine&amp;nbsp; Allah&amp;rsquo;ın dostunun incinmesinin d&amp;uuml;nyadaki en ufak diyebileceğimiz cezası&amp;nbsp; olsa&amp;nbsp; gerek adamlar k&amp;ouml;pek şekline girip etlere h&amp;uuml;cum edip hepsini yiyerek bitirdiler. Yine de Pir-i T&amp;uuml;rkistan &amp;nbsp;merhamet edince eski hallerine kavuştular. Fakat hainliklerine alamet olarak v&amp;uuml;cutlarında bir belirti kaldı. Bu izler &amp;ccedil;ocuklarınada ge&amp;ccedil;ti.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Pir_i T&amp;uuml;rkistan hayatını s&amp;uuml;nneti seniyye &amp;uuml;zerine tanzim etmişti. &amp;Ouml;yle ki 63 yaşına geldiğinde Peygamberimizin vefatı aklına geldi ve bu yaştan sonra yery&amp;uuml;z&amp;uuml;nde bulunmayı kendine m&amp;uuml;nasip g&amp;ouml;rmeyip yer altına merdivenle inen bir mezara&amp;nbsp; benzeyen&amp;nbsp; bir h&amp;uuml;crede vefatına kadar ilim &amp;ouml;ğreterek , ibadet ve teatta bulunarak ge&amp;ccedil;irdi. &amp;nbsp;Adeta &amp;ouml;lmeden &amp;ouml;nce &amp;ouml;l&amp;uuml;n&amp;uuml;z d&amp;uuml;sturunu icra ederek yaşadı. Halifelerinden Seyyid Mensur Ata yer altındaki &amp;ccedil;ilehaneyi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce &amp;ccedil;ok &amp;uuml;z&amp;uuml;ld&amp;uuml;. Bu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncelerle daracık zannettiği yerin bir ucunun doğu, diğer ucunun da batı olduğunu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce kaygılarının &amp;nbsp;yersiz olduğunun farkına vardı. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;Hace ahmed Yesevi 1193 ( H.590) yılında vefat etti. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Emir Timur Han Buhara&amp;rsquo;ya gitmek &amp;uuml;zere yola &amp;ccedil;ıktığında T&amp;uuml;rkistan&amp;rsquo; a uğradı. R&amp;uuml;yasında Ahmed Yesevi; &amp;rsquo;&amp;rsquo; Ey Yiğit Buhara&amp;rsquo;ya &amp;ccedil;abukgit, orada inşallah Fetih sana nasip olur. Senin başından &amp;ccedil;ok hadiseler ge&amp;ccedil;se gerek. Zaten orada ki insanlar senin gelmeni istiyor&amp;rsquo;&amp;rsquo; buyurunca uykudan uyanır uyanmaz&amp;nbsp; bu m&amp;uuml;jde karşısındaT&amp;uuml;rkistan Hakimine&amp;nbsp; &amp;ccedil;ok para vererek Ahmed Yesevi&amp;rsquo;nin kabri &amp;uuml;zerine muazzam bir merkad (t&amp;uuml;rbe) yaptırmasını emreder. Şimdi hale b&amp;uuml;t&amp;uuml;n g&amp;ouml;rkemiyle ayakta duran T&amp;uuml;rbe&amp;nbsp; Hicazdan sonra en &amp;ccedil;ok ziyaret edilen makam olma &amp;ouml;zelliğini devam ettiriyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Pir-i T&amp;uuml;rkistan&amp;rsquo;ın yaşadığı zamanda Karahanlılar&amp;nbsp; hakimdi, bu d&amp;ouml;nemde yetişen T&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n alpi dergahında erenlik kimliği de kazanarak, Anadolu&amp;rsquo;ya kadar uzanan ve ileride Osmanlı&amp;rsquo;nın manevi hamurunu oluşturacak atılım ger&amp;ccedil;ekleştirdiler. Bu gazi - dervişler arasında Mevlana Yunus ve Hacı Bektaşi Veliler gibi maneviyat b&amp;uuml;y&amp;uuml;klerinin de doğmasına vesile olan Pir_i T&amp;uuml;rkistan&amp;rsquo;dır. Onun i&amp;ccedil;in Halvetiye, Bektaşilik ,Mevlevilik gibi yolların bir nisbeti Hace Ahmed Yesevi&amp;rsquo;ye dayanır. Hemen hepsi&amp;nbsp; bu pınardan beslenerek dalbudak saldılar ve Horasan Erenleri dediğimiz g&amp;uuml;zide topluluğu oluşturdular. Horasan Erenleri sayesinde Anadolu Moğol kasırgasına rağmen İslamlaştı ve ordanda balkanlara kadar uzanan aydınlatmaya d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hace Ahmed Yesevi&amp;rsquo;nin yaktığı ışık hala aydınlatmaya devam ediyor, yetmiş beş yıl Kominizm esaretinde dinleri ve dilleri unutturulmaya &amp;ccedil;alışılan T&amp;uuml;rkler&amp;rsquo;in g&amp;ouml;nl&amp;uuml;nde silinemediğini&amp;nbsp; &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;klerine kavuşup her biri T&amp;uuml;rk_i&amp;nbsp; Cumhuriyete d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;klerinde&amp;nbsp; bile hala taptaze diri birşekilde hayatlarında yaşıyorlar ve merkadına gelip ruhuna fatiha okuyarak yad etmelerinden anlıyoruz.. Şimdi o&amp;nbsp; sadece T&amp;uuml;rk_ i Cumhuriyetlerin Piri değil b&amp;uuml;t&amp;uuml;n T&amp;uuml;rklerin Reisi olduğunu s&amp;ouml;yleyebiliriz. Kıyamete kadarda manevi &amp;ouml;nderimizdir. Allah ruhunu şad eylesin.</description>
</item>

<item>
<title>BİLİMSEL YAZILAR</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=53</link>
<description></description>
</item>

<item>
<title>HZ İSA NASIL BABASIZ DÜNYAYA GELDİ</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=52</link>
<description>&amp;nbsp;&amp;nbsp; BABASIZ D&amp;Uuml;NYAYA HZ İSA(A.S)&amp;nbsp; NASIL GELDİ?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt; &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;ALPEREN G&amp;Uuml;RB&amp;Uuml;ZER&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hz. İsa (a.s)&amp;nbsp; babasız d&amp;uuml;nyaya&amp;nbsp; gelmiştir. Bundan hareketle materyalistler &amp;ouml;nyargıları gereği; kendi kendine &amp;uuml;reme olmaz itirazında bulunurlar.. Anne&amp;nbsp; ve baba &amp;ccedil;ocuk i&amp;ccedil;in vasıtadır sadece. Nasılki arada iletken madde olmadan televizyon, radyo, veya telefondan yararlanabiliyorsak, pekala&amp;nbsp; Rabb&amp;uuml;l Alemin arada baba olmaksızın &amp;uuml;reme h&amp;uuml;crelerinin şifrelerini &amp;ccedil;&amp;ouml;zerek&amp;nbsp; yada a&amp;ccedil;arak insan yaratabilir. Herşey O&amp;rsquo;nun iradesi dahilindedir, O herşeye&amp;nbsp; kadirdir &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;..&amp;nbsp; V&amp;uuml;cut h&amp;uuml;crelerinde bir insanın genetik kodları gizlidir ama yalnız bu şifreleri a&amp;ccedil;acak&amp;nbsp; inisiyatifi cinsiyet h&amp;uuml;crelerine verilmiş.&amp;nbsp; Yaratan tahminlerimizin &amp;ouml;tesinde&amp;nbsp; bu kilidi a&amp;ccedil;arak Meryem anamızı manyetik ışınlamaya tabi tutmuş olabilir. Y&amp;uuml;ce Rabbimiz; &amp;lsquo;&amp;rsquo; Allah yanında İsa&amp;rsquo;nın durumu Adem&amp;rsquo;in durumu gibidir.Onu topraktan yarattı, sonra ona &amp;lsquo;ol &amp;lsquo; dedi o artık olur&amp;rsquo;&amp;rsquo; (Ali-imran suresi ayet59) buyurarak Cebrail aracılığı ile Meryem anamızı ışınlayarak ( nefh),&amp;nbsp; karşı cinsten gelecek şifrelerle birleşerek İsa (a.s) &amp;lsquo; babasız d&amp;uuml;nyaya getirmiş olabilir. Ki g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;z genetik &amp;ccedil;alışmalarda gerek klonlama&amp;nbsp; ve gerekse&amp;nbsp; yumurta h&amp;uuml;crelerini &amp;ccedil;&amp;ouml;zerek laboratuarda ışınlama y&amp;ouml;nteminin kullanıldığı bir vaka. Madem Allah&amp;uuml; Teala &amp;lsquo;&amp;rsquo;ona ruhumdan nefh ettim&amp;rsquo;&amp;rsquo; beyan buyuruyor, o halde &amp;lsquo;hi&amp;ccedil;bir canlı kendi kendine &amp;uuml;reyemez &amp;lsquo;deyipte laboratuarda ışınlama y&amp;ouml;ntemlerini uygulayarak yeni bir canlı yaratma &amp;ccedil;abası i&amp;ccedil;erisine giriyorsunuz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;</description>
</item>

<item>
<title>AKŞEMSEDDİN VE FATİH</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=51</link>
<description></description>
</item>

<item>
<title>OKSİJEN VE YANMA</title>
<link>http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=50</link>
<description></description>
</item>

</channel>
</rss>